![]() |
cevval |
![]() |
![]() | |||
Mevlana hakkında ilginç bir yazıTarih: 14:00 on 17/5/2007
İlahiyatalemi.net forumuna ilginç bir makale gönderilmiş. Sizinle paylaşmak istedim: MEVLANA’NIN ÖTEKİ YÜZÜ Kalıplaşmış ve gelenekselleşmiş, eleştiriye kapalı bir din anlayışına oldum olası hep baş kaldırmışımdır. Enikonu değerlendirilip akıl süzgecinden geçirilmeyen dolayısıyla da içselleştirilmeyen, korkuya dayalı din anlayışı saman alevi gibidir. Karşılaştığı güncel sorunları kulaktan duyma dinî bilgiler ışığında değerlendiren insanlar üzülerek belirtmeliyim ki, hurafe çukuruna dalıp gitmeye mahkûmdurlar. Bu bağlamda tekke ve zaviye eksenli; cezbe (kendinden geçme), şathiye (Allah’a meydan okumaya varan lakırdı), rabıta (şeyhin resmine bakarak veya onu hayal ederek bağ kurma) gibi temel ilkeleri olan Tasavvuf ve Tarikat geleneği, arı-duru İslam anlayışının önündeki en büyük engeldir. Okullarımızda, özellikle edebiyat derslerinde okutulan Mevlana’nın Mesnevi’sini bu yazımda irdelemek ve sulandırılmamış İslam ekseninde değerlendirmek istiyorum. Alacağım her türlü tepkiye hazırım, çünkü bu tür tepkilere yıllardır bağışıklığım var. Ben bunlara alıştım ama ne yazık ki, olay ve olgulara hep bir başka açıdan bakma anlayışıma çevrem alışamadı. Her şeye rağmen beni mutlu eden bir gerçek var ki, o da yarınlara egemen olacak gençlerin beni anlamaları ve geleneksel din anlayışlarını çağın sorunlarına yanıt verecek düzeyde şekillendirmeleridir. Dini ana kaynağı olan “Kitap”tan öğrenme gayretime kulak veren öğrencilerimi burada sevgiyle anıyorum. Milli Eğitim Bakanlığımızca öğrencilere tavsiye edilmiş eserler listesinde baş köşeye yerleşen eser kuşkusuz Mesnevi’dir. Mesnevi’yi baştan sona kadar okuyan Edebiyat öğretmeni var mıdır bilmiyorum. Bizim toplumumuzda insanlar dini sever ama ana kaynağını okumaz, Mevlana’ya “hazretleri” ilk ya da son ekini yapıştırır ama eserlerinden habersizdir. Allah’ın ilk emrinden habersiz bir toplumun, yenilikleri kabullenmemedeki direncini yorumlarınıza havale ediyorum. Geçtiğimiz yıllarda, Selçuk Üniversitesi Ortaçağ Tarihi uzmanı Prof. Mikail Bayram’ın verdiği bir konferans insanımızın Mesnevi gerçeğiyle tanışmasına sebep oldu. Gazeteci yazar Hulki Cevizoğlu “Cevizkabuğu” adlı programına Prof. Mikail Bayram’ı konuk etti. Gece yarılarına kadar devam eden programda Mesnevi’de yer alan ahlak dışı öğeler (siz buna pornografi de diyebilirsiniz) dinleyenleri şaşkına uğrattı. Mevlana’ya Moğol ajanı ve Nasrettin Hoca’nın katili gibi suçlamalar da yönelten Mikail hoca ne yazık ki geleneksel toplumumuz tarafından dışlandı. Mesnevi’nin özellikle beşinci kitabında yoğunlaşan bu edep sınırlarını aşan “edebi metin”de neler yok ki: Bir kadının, kocasının yanında âşığıyla yaptığı cinsel fanteziler (4.kitap 3545–3550. beyitler). Bir babanın evli kızına verdiği nasihatler, emin olun ki anne-kız arasında dahi yapılamayacak düzeyde müstehcenlik içermektedir (5.kitap 3716 – 3736. beyitler). Erkek erkeğe homoseksüel ilişkilerin anlatıldığı bir başka öykü (5. kitap 2497 – 2515.beyitler). [Kemal Tahir’in Devlet Ana romanında Keşiş Benito’nun Mevlevi tekkesine “oğlancılık okulu” demesi bu bağlamda dikkat çekicidir]. İhtirasın acı sonuçlarını anlatmak üzere tasarlanmış bir başka öyküde bir kadınla bir eşek arasında geçen iğrenç ötesi bir ilişki dört sayfada detaylandırılmış (5.kitap 1335 – 1420. beyitler). Kadın kılığına giren bir vaizin camideki kadınlar bölümüne giderek kadınların mahrem sorularına verdiği cevaptan sonra aralarında geçen ayrıntılı elle taciz sahneleri (5.kitap 3322 – 3335. beyitler). Diğer bir öyküde bir sultanın cariyesiyle arasında geçen çok özel anlar detaylarıyla anlatılmış (5.kitap 3831 – 4025. beyitler). Bütün bu akıl almaz pornografik detaylar bir şairin tarzı olabilir. Buna hiçbir itirazım olmaz, kendisini eylemleriyle baş başa bırakmakta tereddüt göstermem. Ama isminin başında “Hazret” kullanılan, cahil halk tarafından evliya mertebesine çıkarılmış, yazdığı eserler 700 yıldır yediden yetmiş yediye herkesin başucu kaynağı haline getirilmiş bir şahsiyet söz konusu olunca acımasızca eleştirmekten kaçınmam. On binlerce beyit arasından cımbızla çekip çıkardığım birkaç örnekle acımasızlaştığımı düşünebilirsiniz. İçinde az da olsa iğrenç pislikler olan bir tas içersine bal doldursanız bunu yiyen çıkar mı bilmiyorum. 2007 yılının Dünya Mevlana yılı olarak kutlandığı bu süreçte madalyona bir de arka yüzünden bakmak istedim. Sevgi ve selamlar… Adem Göksügür adem@goksugur.com
DİN EĞİTİMİMİZ DİNSİZ Mİ YETİŞTİRİYOR?Tarih: 22:45 on 23/3/2007
Günümüz gençliği oldukça bilinçli. İlk ve Orta öğretim öğrencisi gençler bilişim teknolojisinin nimetlerinden yararlanmayı biliyor. Her gün yeni bir gelişmeyi içselleştiriyor ve hızla ilerliyor gençler. Din Eğitimcilerimiz ise gençliğin bu süratine maalesef yetişemiyor. Din adına anlattıkları vıcık vıcık hurafe kokuyor. Sözüm ona İslam'ın en üst düzey eğitim kurumundan mezun olmuş ama Kur'an'ı mealen bir kez olsun hatmetmemiş bir ilahiyatçı güruhla karşı karşıyayız. Hala "biz büyüklerimizden böyle gördük" kısırlığında gerileyip duruyorlar. İlahiyat mezunu bir Lise öğretmeninin şu sorusuna muhatap olunca İlahiyatçılığımdan utandım: "İsa'nın haça gerildiğini anlatan ayet hangi suredeydi?" Muharref İncil'den bahsetmiyor dikkat edin, Kur'an'dan bahsediyor. Hristiyanlığı Amerikan filmlerinde gördüğü kadarıyla bilen ve onlar gibi inanan, konuyu ne Meryem suresinden ne de Al-i İmran suresinden lütfedip okumayan bir İslam İlahiyatçısı. İslam'ı Yunus Emre, Mevlana, İbn-i Arabi menkıbelerinden ibaret sanan, haftada bir gün toplanarak gayri İslami ritüelleri ibadet huşusu içinde eda eden sözüm ona bilinçli sufi ilahiyatçılar da var tabi. Öğrencilere anlattıkları safsataları İslam diye yutturan bu zavallılar bilinçli öğrencilerin entellektüalitesi karşısında şebek mesabesinden öteye gidemiyorlar. "Eğer İslam buysa, yok ben almıyorum" diyen ve hızla ateist olan bilinçli şehir gençleri bir tarafa, köyden gelen ziraat kaçkını saf gençler ise inandıkları bu safsatalarla müşrik olup çıkmaktadırlar. Din dersini zorunlu yapanlar zannediyorum hedeflerine ulaştılar. Görevini hakkıyla yapan muvahhid meslektaşlarımı tenzih ederim. Kur'an Kurslarındaki salt ezberci ve dayakçı eğitim müstakbel İmam ve müezzinleri birer namaz kıldırma makinası haline dönüştürmektedir. Oldukça fazla boş vakti olan imamların gözde ikinci mesleği "Borsa"cılık neredeyse İmam mesleği haline gelmiştir. İnsanlığı mutluluğun zirvesine ulaştıracak potansiyele sahip dinimizi çağın küçük sorunlarına bile cevap veremez hale getiren bu zihniyetle mücadele etmek boynumuzun borcu olsun... Dücane Kılıç <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa -> |
|||
![]() |